Sayın Malatya
Valiliğinin, Sayın Malatya Belediye Başkanlığının, Sayın İl Müze Müdürlüğünün,
Sayın Hekimhan Kaymakamlığının, Sayın Hekimhan Belediye Başkanlığının, Sayın
Malatya’da görev yapan tarih öğretmenlerinin dikkatine!
Sessizliklerini düşlerinde
saklayan taşlar; bir yapının duvarlarında, bir çeşmenin ya da bir köprünün
kemerlerinde, bir sokunun derinliklerinde, bir heykelin anlamlı bakışlarında,
bir mezarın bilinmeyen suskunluğunda, bir değirmenin şakşakısında, bir sarayın
ya da kalenin görkeminde, bir maserenin yarmalarla sevişmesinde, el taşının sıra
türkülerinde, köşelerin gücünde, bir sapanın gerilen lastiğinde, su kanallarının
coşkusunda, bir mağaranın gizeminde, cilalı taş ve yontma taş devirlerinin
kültür dokusunda bozarlar sessizliklerini..
Yaşamın kanaviçesidir
taşlar. Bir kilimin nakışları, bir yazının öyküsünün alın teridir taşlar.
Hacıbektaş’ta Deliklitaş’tır, ibadethanelerde mihraptır taşlar. Kâbe’de
“Hacer’ül Esved’tir. Güzel muhabbetin savaşında Ebabil kuşlarının silahlarıdır
taşlar. Bir güzelin gerdan süsüdür. Bir tespihin taneleri, bir lülenin
tiryakisi, dokuztaş oyununun damaları, kuvvetin simgesi, zileker oyununda
nişangâh, kanyonların doğal güzelliği, sütunların akıl almaz görkemi,
İstanbul’un fethinde mancınık mermileri. Dağ keçilerinin, kartalların, kırlangıçların
ev sahibi... Kuyuların duvarları. Karayollarının mıcırları. Kuma dönüşerek
pencerelerin takısı camların efsanesi, gâhî çıralık, gâhî soba altı, gâhî bir
inancın mihengi;
“Tut da kara taştan tut.”
Gâhî bir sözdeki benzetme;
“Al sana bir kaya...”
Gâhî bir deyimin içeriği;
“Taşı gediğine koymak.”
Gâhî yosunların sıcak
yatağı...
Gâhî güzel kekliklere pusu
kuran bir evsin.
Gâhî bir volkanın can alıcı
bombaları...
Gâhî bir türkünün dize
sözcükleri...
“Su da gelir taşa değer
Kirpiklerin kaşa değer”
“Şu dere baştanbaşa
Atlarım taştan taşa”
Ya da koca Pir Sultan’ın
seslenişi;
“Şu ellerin taşı hiç bana değmez
İlle dostun gülü yaralar beni”
Suskunluğun ifade biçimi;
“Taştan su çıkıyor da adamdan çıkmıyor.”
“Suyun taşı delmesi gücünden değil sürekli akmasındandır.”
Bir merdivenin süslü
basamakları, bir odanın tırabzanları, bir şöminenin alev coşkusu...
Pir ardıçların salkım
saçları, şeytanın hac dönemi korkusu...
Bazen ağır bir beddua;
“Benim kadar başına taş düşe.”
Bazen de kırk haramilerin
esrarlı kapısı,
“Açıl susam açıl.”
Ve yaşamın kaynağı toprağın
anası, atası...
Ve de sessizliğin
içerisindeki ses fırtınası...
* * *
Kadeş Antlaşması gibi tarihi
bir dönüm noktasına tanıklık yapan bir taş da Hekimhan’ın Boğazgören (Çırzı) köyünde
gözlerimizin içine bakıyor. Antlaşmanın yazıldığı taş siz beni ölüme terk
ettiniz diye haykırıyor. Sizler benim tanıklığımı görmezlikten geldiniz diyor.
Yaralarımı ne zaman saracaksınız diye bekliyor. Beni at üzerinde kilometrelerce
yolu kat edip bulanlara, belgeleyenlere neler söyleyeceksiniz, diye kulakları
yetkililerin ses tonlarına odaklamış. Dünyada hiç bir ülkeye kısmet olmayan
tarihi bir olguya, dokuya ne zaman sahip çıkacağımızı merak ediyor.
Yıllardır yağmalanan
değerlerimizin çoğunu kaybettik. Hiç olmazsa burnumuzun dibinde, gözlerimizin
önündeki bu belgeye sahip çıkalım. Evet, beyler! Bu belgeye sahip çıkmak,
geçmişimize ve geleceğimize sahip çıkmaktır. İnsana sahip çıkmaktır.
Kültürümüze sahip çıkmaktır. Bu belgeye sahip çıkmak; Çırzı’ya, Hekimhan’a,
Malatya’ya ve Türkiye’ye sahip çıkmaktır. İçimizden gürleyecek bir Battal Gazi
aranıyor...
“Halep orada, arşın burada...”
“El gövdede kaşınan yeri bilir.”
“Meydan çok ama pehlivan uykuda...”
Saygılarımla...
Ballıkaya, 2007

Hiç yorum yok:
Yorum Gönder