24 Aralık 2016 Cumartesi

Taşların Dili, Tarihin Çığlığı

TAŞLARIN DİLİ, TARİHİN ÇIĞLIĞI


Sayın Malatya Valiliğinin, Sayın Malatya Belediye Başkanlığının, Sayın İl Müze Müdürlüğünün, Sayın Hekimhan Kaymakamlığının, Sayın Hekimhan Belediye Başkanlığının, Sayın Malatya’da görev yapan tarih öğretmenlerinin dikkatine!


Sessizliklerini düşlerinde saklayan taşlar; bir yapının duvarlarında, bir çeşmenin ya da bir köprünün kemerlerinde, bir sokunun derinliklerinde, bir heykelin anlamlı bakışlarında, bir mezarın bilinmeyen suskunluğunda, bir değirmenin şakşakısında, bir sarayın ya da kalenin görkeminde, bir maserenin yarmalarla sevişmesinde, el taşının sıra türkülerinde, köşelerin gücünde, bir sapanın gerilen lastiğinde, su kanallarının coşkusunda, bir mağaranın gizeminde, cilalı taş ve yontma taş devirlerinin kültür dokusunda bozarlar sessizliklerini..
Yaşamın kanaviçesidir taşlar. Bir kilimin nakışları, bir yazının öyküsünün alın teridir taşlar. Hacıbektaş’ta Deliklitaş’tır, ibadethanelerde mihraptır taşlar. Kâbe’de “Hacer’ül Esved’tir. Güzel muhabbetin savaşında Ebabil kuşlarının silahlarıdır taşlar. Bir güzelin gerdan süsüdür. Bir tespihin taneleri, bir lülenin tiryakisi, dokuztaş oyununun damaları, kuvvetin simgesi, zileker oyununda nişangâh, kanyonların doğal güzelliği, sütunların akıl almaz görkemi, İstanbul’un fethinde mancınık mermileri. Dağ keçilerinin, kartalların, kırlangıçların ev sahibi... Kuyuların duvarları. Karayollarının mıcırları. Kuma dönüşerek pencerelerin takısı camların efsanesi, gâhî çıralık, gâhî soba altı, gâhî bir inancın mihengi;

“Tut da kara taştan tut.”

Gâhî bir sözdeki benzetme;

“Al sana bir kaya...”

Gâhî bir deyimin içeriği;

“Taşı gediğine koymak.”

Gâhî yosunların sıcak yatağı...
Gâhî güzel kekliklere pusu kuran bir evsin.
Gâhî bir volkanın can alıcı bombaları...
Gâhî bir türkünün dize sözcükleri...

“Su da gelir taşa değer
Kirpiklerin kaşa değer”
“Şu dere baştanbaşa
Atlarım taştan taşa”

Ya da koca Pir Sultan’ın seslenişi;

“Şu ellerin taşı hiç bana değmez
İlle dostun gülü yaralar beni”

Suskunluğun ifade biçimi;

“Taştan su çıkıyor da adamdan çıkmıyor.”

“Suyun taşı delmesi gücünden değil sürekli akmasındandır.”

Bir merdivenin süslü basamakları, bir odanın tırabzanları, bir şöminenin alev coşkusu...
Pir ardıçların salkım saçları, şeytanın hac dönemi korkusu...
Bazen ağır bir beddua;

“Benim kadar başına taş düşe.”

Bazen de kırk haramilerin esrarlı kapısı,

“Açıl susam açıl.”
Ve yaşamın kaynağı toprağın anası, atası...
Ve de sessizliğin içerisindeki ses fırtınası...

* * *
Kadeş Antlaşması gibi tarihi bir dönüm noktasına tanıklık yapan bir taş da Hekimhan’ın Boğazgören (Çırzı) köyünde gözlerimizin içine bakıyor. Antlaşmanın yazıldığı taş siz beni ölüme terk ettiniz diye haykırıyor. Sizler benim tanıklığımı görmezlikten geldiniz diyor. Yaralarımı ne zaman saracaksınız diye bekliyor. Beni at üzerinde kilometrelerce yolu kat edip bulanlara, belgeleyenlere neler söyleyeceksiniz, diye kulakları yetkililerin ses tonlarına odaklamış. Dünyada hiç bir ülkeye kısmet olmayan tarihi bir olguya, dokuya ne zaman sahip çıkacağımızı merak ediyor.
Yıllardır yağmalanan değerlerimizin çoğunu kaybettik. Hiç olmazsa burnumuzun dibinde, gözlerimizin önündeki bu belgeye sahip çıkalım. Evet, beyler! Bu belgeye sahip çıkmak, geçmişimize ve geleceğimize sahip çıkmaktır. İnsana sahip çıkmaktır. Kültürümüze sahip çıkmaktır. Bu belgeye sahip çıkmak; Çırzı’ya, Hekimhan’a, Malatya’ya ve Türkiye’ye sahip çıkmaktır. İçimizden gürleyecek bir Battal Gazi aranıyor...
“Halep orada, arşın burada...”
“El gövdede kaşınan yeri bilir.”
“Meydan çok ama pehlivan uykuda...”

Saygılarımla...


Ballıkaya, 2007

Malatya Yorum gazetesinde yayınlandı. Zamanın müze Müdürü İsmet Esen ilgilendi ve kamuoyuna da bilgi verildi.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder