HÜSEYİN BAŞARAN ve YAZIN DÜNYASI ÜZERİNE
![]() |
| Hüseyin Başaran-Süleyman Özerol (2012, Ankara) |
Süleyman ÖZEROL
“Dedenle babanın söyledikleri gönüllü halk otobüsüne benzer, kim binerse onu götürür”
Ruhi SU
7 Mayıs 1950 tarihinde Ballıkaya’da doğdu. Annesi Zehra, babası Mustafa’dır.
İlkokul
birinci sınıfı amcası Hacı Ali Başaran’ın yanında Tokat Erbaa’da, diğer
sınıfları Ballıkaya köyü İlkokulunda okudu. Burada öğretmenleri Mehmet Yalçın,
Abidin Öztürk (eğitmen), İpşir Güner ve İsmail Yıldırım’dır.
Ortaokul
birinci sınıfı Hekimhan’da, iki ve üçüncü sınıfları Yeşilyurt’ta okudu.
1966-1969 yılları arasında Ergani’de bulunan Dicle İlköğretmen Okulunda okudu.
Uygulamayı Ergani’ye bağlı bir köyde yaptı.
Pütürge
Rika köyünde göreve başladı. Daha sonra Van merkez, Alpaslan Öğretmen Okulu,
Hatay Harbiye’de görev yaptı. 1976 yılında İstanbul’a atandı. Çağlayan Zuhal
İlkokulunda görev yaparken Fikirtepe Eğitim Enstitüsünde Müzik Bölümünü
bitirdi. Harbiye Kuvayi Milliye,
Esentepe Mareşal Fevzi Çakmak, Eyüp Otakçılar, Küçükbakkalköy İlköğretim
okullarında görev yaptıktan sonra 1995 yılında emekliye ayrıldı. Bir yıl
Anabilim Özel Kolejinde müzik öğretmenliği yaptı.
İlkokulda
hapishane üzerine ağlayarak bir şiir yazdı. Yeşilyurt Ortaokulunda şiirleri
duvar gazetelerinde yayınlandı.
Öykü,
şiir ve deneme türünde edebi çalışmalar yaptı. “Güzel Kadın ve Orkinos Adam” adlı öyküsü bir dergide yayınandı.
“Köyde evimiz yandığında
Sarallık’taydık. Babamın feryadı ve dizlerine vurması beni şair yaptı. Çünkü her
şeyi onun omzunda yapılan evimiz yanmıştı”
1994-1995
yıllarında Vedat Günyol’u tanıyıp “Çalakalem”
kitabını okuduktan sonra denemeler yazmaya başladı. “Deneme edebiyatın en zor dalıdır” diyor.
“Birçok şeyi korumasını, saklamasını
bilemedik. Sümeyra Çakır’ın eşi Hasan Çakır, dedemle ilgili üç dakikalık bir
belgesel film yapmıştı.
“Vecihi Timuroğlu, düzyazı şiirlerimin
okunmasını salık vermişti.”
“Babamın kitabını hazırlarken önsöz
yazmamı istedi. Olmaz dediysem de üsteledi. “Yalnız senin kaleminden istiyorum.
Senin beni anladığını çok iyi biliyorum” dedi.”
İlk âşık olduğum kız Yeşilyurt’ta Fatma
adlı bir kızdı. Öğretmen okulunda da Şen Saadet adlı kızdı. Van’da ise Şükran…”
Askerliğini
Manisa’da 36 gün yaptı. Daha sonra Van’da göreve başlayarak er öğretmenliğini
tamamladı.
1968 yılında Ruhi Su’yu Halet Çambel ve
Nail Çakırhan aracılığı ile tanıdım. Biz ona kaset o bize plaklarını gönderiyordu.
1973 ve 1974 yıllarında da Ballıkaya’ya geldi. Onu palabıyıklı, iriyarı biri
olarak düşünüyordum. 1974 yılında Ankara’da Bulvar Oteli’nde lobide biri omzuma
dokundu, “Hüseyin sen misin canım?” dedi. Döndüm ki Ruhi Su, hayal kırıklığına
uğradım. Düşündüğüm Ruhi su değildi… “Burada politikacılar oturuyor, biz şu
köşeye geçelim” dedi.
Kahvaltıda, “Bir müzik okulunda okumak
istemez misin?” diye sordu. Ben de nota ile uğraşmayı sevmediğimi söyledim.
Odada Tahsin Saraç da vardı, “bana
türküler söyle” dedi. Sloganlı türkülerimi iyi niyetle söyledim, dinledi. “Dedenden
ve babandan da söyle” dedi, bildiklerimi çalıp söyledim.
“Dedenle babanın söyledikleri gönüllü
halk otobüsüne benzer, kim binerse onu götürür” dedi.
1976’da Ruhi Su’yu Antakya’ya konsere
davet ettim. Hüseyin Çam ile gidip alırken Belen pekmezi de aldık. “Şair Ali
Yüce’ye gider miyiz?” dedim, “hemen” dedi. Oraya gittik, pekmezi Ali Yüce’ye
armağan etti. Ali Yüce de, “Benim pekmez ağam” dedi kendisine.
Gaziantep konserine gelmişti, oraya
gittim. Ali yüce de mektup yazmıştı kendisine, verdim.
“Ali Yüce zaman kalmadı, çok çalışmam
gerek “ dedi.
1983’de bir mektubu geldi. “Bir yezit
benim evde var, aklımı çeldi. Senin aklını kim çeldi Hüseyin” diye yazmıştı.
Azime ile Sıdıka, Hasan Hüseyin ile Ruhi
Su’yu yiyip bitirdiler.
1992 yılında “Sıcak Güneş” adıyla bir
kaset yaptım. Hem kendi yapıtlarımı hem de usta malı yapıtları okudum. Şah
Plak’ta çıktı. Stüdyo Pan’da yapıldı. Aranjör Tuğrul Karataş idi. Prof. Dr.
Oğuz Lav’a armağan etmiştim.
Neşet Ertaş’ın yeni bir türküsü
çıkmıştı. Necdet, Selahattin, Nurullah, Yusuf, Nurettin ve ben Değirmenönü’nde
dutların dibinde durmadan çalıp söylerdik. Dedem, “Ula bokunu çıkardınız” dedi.
“Neden hep üçleyelim diyoruz?” Bir de
dörtleyelim diye sorduğumuzda; “Dörtlersek yolda kalırız” diye yanıt vermişti.
Bir gün Yusuf ağalara konuk gelmiş, dedemi çağırdılar. “Abuseyif Ağa perdesiz söylemeyecekse gelirim” demişti.
Avusturya,
İsviçre, Hollanda, Almanya, İngiltere, Yunanistan’da (Midilli) konserlere
katıldı. İstanbul’da EMEP, İP ve çeşitli demokratik derneklerin düzenlediği
gecelere, panel, konferans, bilgi şöleni etkinliklerine katıldı.
Yaşar
Kemal, Vedat Günyol, Toktamış Ateş, İlhan Selçuk, Turhan Selçuk, Asım Bezirci,
Aziz Nesin, Muzaffer İzgü, Türkel Minibaş, Ufuk Uras, İsa Çelik, Adnan Binyazar
ev eşi, Ruhi Su, Bertan Onaran, Onat Kutlar, Mehmet Başaran, İbrahim
Çiftçioğlu, Şükran Kurdakul, Öner Yağcı, H. Hüseyin Korkmazgil, Remzi İnanç,
Ali Balkız, Ali Yüce, Şükriye Aydın ve daha yüzlerce sanatçıyla birlikte çeşitli
etkinliklerde bulundu, çalıp söyledi...
Tahsin
Saraç, Hasan Hüseyin Korkmazgil, Ali Yüce, Toktamış Ateş, Türkel Minibaş,
Hüseyin İlbey (Kürtçe) gibi sanatçıların şiirlerini okudu.
Özellikle
düz şiir tarzında yazıyor…
Hatayi’den
Yunus Emre’ye kadar halk ozanlarının deyişlerini alıp söylüyor.
“Sabah güneş doğmuş boyalı konaklara” adlı düzenlemesini Ali Ekber Eren ve Hüseyin Yaprak
okudular.
“Sözüm ona bazı devrimciler sözün dışına
çıktılar.”
Halka makbul olmak ister Hakka mağfur
olmadan
Yani kim enel hak söyler kişi Mansur
olmadan
23 Haziran
2013, Ballıkaya

Hiç yorum yok:
Yorum Gönder