![]() |
Hüseyin Başaran (F: Kadir İncesu)
Süleyman ÖZEROL
|
Kendi Kaleminden Giriş
7 Mayıs 1950 tarihinde Hekimhan’ın Ballıkaya köyünde doğmuşum. Çocukluğum; toprağın ve doğanın iç dünyasındaki armonik yapıyla iç içe geçti. Ozan Dedem Âşık Yusuf Başaran ve Babam Mustafa Başaran’ın deyişleri, nefesleri, tevhitleri, semahlarıyla büyürken, Pir Sultan’ı, Hatayi’yi, Yunus’u, Karacaoğlan’ı, Nesimi’yi, Dertli’yi tanıdım. Hem ibadetinde, hem de muhabbetinde yaşamın ayrılmaz bir parçası olan bağlama (sarı turna) çocukluğumdan beri gönül tahtımın teklifsiz konuğu oldu.
İlkokul, ortaokul, öğretmen okulu müzik bölümünden geçtikten sonra Hocam Ruhi Su’nun korosunda altı yıl çalıştım ve altı kardeş... Daha sonra Hocam Jirair Aslanyan’dan on bir yıl şan eğitimi aldım. Müziğin yanında şiire olan tutkum yanımdan hiç ayrılmadı. Şiiri; dilin, yaşamın ve kültürün deli rüzgârı olarak gördüm. Bendeki beni bize çeviren insan sıcaklığı olarak algıladım.
Şiirle dokudum
Rüzgârımın kumaşını
Şiirle topladım, yağmurun kiremitteki ayak izlerini
Şiirle demledim yorgunluğumun çayını
Ve şiirle ürküttüm,
Korktuğum gecelerin esmer yüzünü.
Yaşamımı; konserler, konferanslar, şiirler, öykülerle birlikte sürdürüyorum. İyi ki varlar. Yozluğun kulaç attığı günümüzde onlardan daha sadık bir dost düşünmüyorum...
Ballıkaya
Bizim köyde yağmur boran kar vardır
Avşar çayı boz bulanık sel vardır
Dermanı saklanmış bizde dert vardır
Dertlilere yoldaş oldu bizim köy
Ballıkaya’sından balı akmıyor
İnsanları gam yüklüdür gülmüyor
Yıllar var ki uyutulmuş bilmiyor
Dertlilere yoldaş oldu bizim köy
Severler insanı can-u gönülden
Beyler hiç anlamaz onun dilinden
Geçilmiyor Bozarmut’un yolundan
Dertlilere yoldaş oldu bizim köy
Ekinsiz tarlada susuz ovada
Ağacı kurumuş meyvesiz bağda
Yiğitler yanında haklı kavgada
Hüseyin’e yoldaş oldu bizim köy
İlkokul, ortaokul, öğretmen okulu müzik bölümünden geçtikten sonra Hocam Ruhi Su’nun korosunda altı yıl çalıştım ve altı kardeş... Daha sonra Hocam Jirair Aslanyan’dan on bir yıl şan eğitimi aldım. Müziğin yanında şiire olan tutkum yanımdan hiç ayrılmadı. Şiiri; dilin, yaşamın ve kültürün deli rüzgârı olarak gördüm. Bendeki beni bize çeviren insan sıcaklığı olarak algıladım.
Şiirle dokudum
Rüzgârımın kumaşını
Şiirle topladım, yağmurun kiremitteki ayak izlerini
Şiirle demledim yorgunluğumun çayını
Ve şiirle ürküttüm,
Korktuğum gecelerin esmer yüzünü.
Yaşamımı; konserler, konferanslar, şiirler, öykülerle birlikte sürdürüyorum. İyi ki varlar. Yozluğun kulaç attığı günümüzde onlardan daha sadık bir dost düşünmüyorum...
Hüseyin Başaran Kimdir?
Kendi kaleminden özgeçmişini
sunduğumuz Hüseyin Başaran, ilkokulu Ballıkaya’da, öğretmen okulunu
Diyarbakır’da (Dicle İlköğretmen Okulu) okudu. Van, Hatay, İstanbul’da
öğretmenlik yaptı.
Şiir yazmaya ilkokul dördüncü
sınıfta başladı. Sevda ağırlıklı olmak üzere her konuda şiiri var. Şiir dili ve
yapısı konusunda Sevim Kahyaoğlu (Edebiyat Öğretmeni) ve Cihat Demirel
(Yapımcı-Şair) kendisine yardımcı oldu. Altmışlı yetmişli yıllarda yazdığı
ölçülü şiirlerinde, kendisinin aldığı Devrimi takma adını
kullandı.
Şiirleri TDK Tömer’de yayınlandı
(1992-1994).
1976 yılında "Sıcak Güneş" adlı
şiir kitabını bastırdı. Kitabın basımında Remzi İnanç destek oldu. Başaran
şiirlerini bağlaması ile çalıp söyleyerek seslendirdi; ses kaseti Zeki
Göker’in, “Yeniden Doğarız Ölümlerde” adlı oyununun müziği olarak kullanıldı.
Diğer yandan Anadolu’dan adlı dergide kendisi ile söyleşiler yapılmış, şiirleri
yayınlandı; ancak bir süre şiirden uzak kaldı.
Dedesinden ve babasından bağlama,
öğretmen okulunda flüt, eğitim enstitüsü müzik bölümünde piyano çalmasını
öğrendi. Ancak piyano çalmasını daha sonra ilgilenmediğinden unuttu.
Radyo ve televizyon programları
ile konserlerde çalıp söyledi. Bağlamaya, özellikle de dede sazına ağırlık
vererek kendi yapıtları dışında dedesi ve babasının çalıp söylediği yapıtları
seslendirmeye başladı. Hollanda, İsviçre, Yunanistan, Almanya, İngiltere gibi
Avrupa ülkelerinde sahneye çıktı. 1995 yılında kaset doldurdu.
Şiirin yanında öykü de yazan
Başaran, hat sanatı ve taşıl (fosil) koleksiyonculuğu ile ilgilenmektedir.
Yerel söz ve deyimlere önem vermekte, edebiyat, sanat ve yaşamla ilgili güzel
söz ve yazıları bir araya toplamaktadır. Balllıkaya köyünden Zeynep Yalçın’ın
(Hasinin Zeynep), “Güzel söz gönül yaylasıdır” sözü ile H. Veldet
Velidedeoğlu’nun “Söz yaylasını bulmalı” sözlerinin ne kadar güzel örtüştüğünü
belirtir.
Şah İbrahim Veli Ocağı
dedelerinden olan dedesi Yusuf Başaran ve babası Mustafa Başaran’ın izinden
giderek dedelik yapan Hüseyin başaran aynı zamanda çalıp söylemesi ile de
zakirdir. Usta malı deyiş ve duvazimamları seslendirmesinin yanında kendi
yapıtlarından da seslendirdikleri var.
Yaşamını İstanbul’da sürdürmekte,
televizyonlarda halk müziği ile ilgili programlara katılmaktadır. Şiirlerini
topladığı Kehribar Sözcükler, Ballıkaya’da iz bırakan kişileri-tipleri
anlattığı Mezirme’de Eskimeyen Yüzler adlı çalışmalarını kitap bütünlüğünde
hazırlamaktadır. *
Sıcak Güneş kitabında “Ballıkaya“ adıyla yer alan
ve çevrede “Bizim Köy“ olarak tanınan şiir-türküsü Ballıkaya’yı yetmişli
yıllarda tanıtan güzel bir şiiridir.
Ballıkaya
Bizim köyde yağmur boran kar vardır
Avşar çayı boz bulanık sel vardır
Dermanı saklanmış bizde dert vardır
Dertlilere yoldaş oldu bizim köy
Ballıkaya’sından balı akmıyor
İnsanları gam yüklüdür gülmüyor
Yıllar var ki uyutulmuş bilmiyor
Dertlilere yoldaş oldu bizim köy
Severler insanı can-u gönülden
Beyler hiç anlamaz onun dilinden
Geçilmiyor Bozarmut’un yolundan
Dertlilere yoldaş oldu bizim köy
Ekinsiz tarlada susuz ovada
Ağacı kurumuş meyvesiz bağda
Yiğitler yanında haklı kavgada
Hüseyin’e yoldaş oldu bizim köy

Hiç yorum yok:
Yorum Gönder